Türkiye ve Tunus’ta Ekonomik Dönüşüm: AK Parti Dönemi ile Yasemin Devrimi Ertesinin Karşılaştırmalı Analizi

Resim
Bu çalışmada; siyasal, ekonomik ve sosyal yapıları itibarıyla benzerlikler taşıyan Türkiye ve Tunus’ta, yakın dönemde yaşanan ve gerek devlet mekanizmasının işleyişini gerekse temel hak ve özgürlükler ile toplumsal yapının başat dinamiklerini derinden etkileyen kurumsal dönüşüm hamlelerinin ekonomik arka planının mukayeseli ve dinamik (zaman duyarlı) olarak incelenmesi hedeflenmektedir. Bu kapsamda, iktisat politikalarının zihni arka planı, temel makroekonomik göstergeler, kalkınma göstergeleri ile ekonomik müşevvik olarak kabul edilmelerine binaen muhtelif bazı sivil ve siyasal özgürlüklere ilişkin çeşitli endekslerin ekonomi politik perspektifinden tahlil edilmesi şeklinde bir metot izlenecektir. Bu yapılırken ise kurumsal iktisat ekolünün kuram, yöntem ve temel varsayımları kullanılacaktır.
 
Kurumsal iktisat ekolü genel olarak, anaakım iktisadi düşüncenin (piyasa ekonomisi sistemi) hem metodolojisini hem de temel kabullerini, ideolojik-politik ve reformist olmak üzere iki ana eksende sorgulayarak, rasyonalite ve tam bilgi gibi gerçekçi olmayan varsayımlar yerine siyasal istikrar, şeffaf ve hesap verebilir yönetim, hukukun üstünlüğü, mülkiyet hakları güvencesi, yolsuzluğun kontrolü gibi ekonomi-dışı kurumsal açıklayıcıları da iktisadi analize katarak, geleneksel iktisat alanında karşımıza çıkan piyasa ve firma gibi unsurların işleyişinin de kurumsal süreç içerisinde değerlendirilmesi gerektiği şeklindeki tezini öne sürmektedir.
 
Bu bağlamda, sosyoloji, siyaset bilimi, hukuk ve sair disiplinlerdeki kullanımlarını bir tarafa bırakacak olursak, iktisat literatüründe kurum kavramı, “bir toplumda oyunun kuralları”, “toplum tarafından geniş şekilde kabul gören temel değerler topluluğu”, “insanlar tarafından oluşturulan ve insanlar arasındaki etkileşimini düzenleyen sınırlamalar ve kurallar bütünü” olarak ifade edilmektedir. Her bir ülkede ve/veya ekonomide, günlük yaşamı düzenleyen anayasa, kanun ve benzeri yazılı hukuki kurallar gibi formel kurumlar; gelenekler, alışkanlıklar gibi enformel kurumlardan oluşan bir kurumsal yapının bulunduğu öne sürülmektedir. Öyle ki söz konusu kurumsal yapının, sosyal yaşamın her alanındaki risk ve belirsizlikleri azalttığı yani ekonomik aktiviteyi genişletici yönde teşvik ettiği ölçüde kapsayıcı, aksi takdirde ise dışlayıcı nitelik taşımakta olduğu kabul görmektedir.
 
Genellikle insanlar arasındaki ilişkileri şekillendiren, yine insanlar tarafından oluşturulmuş bulunan ve genel kabul görmüş kitlesel alışkanlık biçimleri şeklinde ifade edilen ve diğer yandan kurallar, gelenekler, alışkanlıklar, tabular, kısıtlamalar gibi kavramlar ile de ifade edilebilen hususların tamamını ifade eden kurum kavramı, esasen bir ekonomideki teşvik yapılarını ortaya çıkaran hususlardır. Bu kurumsal çerçevenin sunduğu fırsatlardan yararlanmak için de kuruluşlar ortaya çıkmakta ve ekonomik yapının desteklediği bilgi ve yetenek türleri ise değişimin yönünü şekillendirmek suretiyle kurumsal çerçeveyi zamanla değiştirmektedir. İşbu kurumsal değişim ise sürdürülebilir kalkınmayı tetikleyen en temel unsurların başında gelmektedir.
 
Türkiye’de, 2002 yılında yönetime gelen, günümüze değin siyasal çoğunluğunu korumayı başarabilen ve siyasal kimlik tanımlaması olarak “Muhafazakâr Demokrasi” söylemini esas alan AK Parti iktidarları, istikrarsızlığın kural haline geldiği ekonomik yapının kısır döngüsü neticesinde ortaya çıkan yapısal problemlere oldukça geniş bir perspektifte çözüm üretme çabasına girişmiş ve bu bağlamda yakın dönem Türk iktisadi hayatının en kapsamlı ve başarılı kurumsal dönüşüm hamlesini gerçekleştirmiştir.
 
20 nci asrın ortalarında bağımsızlığını kazandıktan sonra yarım yüzyıldan fazla bir süreden bu yana tek parti idaresi altında Habib Bourguiba (1956/1957-1987) ve daha sonra İçişleri Eski Bakanı ve Başbakan Zeynel Abidin bin Ali (1987-2011) tarafından yönetilen, diğer Arap devletlerinden farklı olarak aşırı İslamcı gruplara engel olup kadınlara çeşitli politik ve sosyal haklar tanıyan Tunus’ta ise uzun dönem süregelen tek adam yönetimlerinin, genel kabul gördüğü şekliyle ekonomik sebeplere binaen fitili ateşlenen Arap İsyanlarının kıvılcımı olan Yasemin Devrimi ile sona ermesini takiben gerek siyasal gerekse iktisadi yapısında zımni ve/veya zaruri kurumsal değişim hamlelerine girişmiştir.
 
Peki, her iki ülkede de girişilen işbu reform hamlelerinin kurumsallaşma yani gerek formel anlamda yerleşik hale gelme gerekse toplum nazarında meşruiyet kazanarak etkin bir şekilde uygulama alanı bulmuş mudur?
 
Kuruluş aşamasında devletçi ekonomi politikaları doğrultusunda milli bir ekonominin altyapısı oluşturan, sonrasında planlı kalkınma dönemi ile tarım, sanayi ve hizmetler sektöründe modernizasyonu başarıp küreselleşme süreci sonrasında uluslararası ekonomik kuruluşlarla olan ilişkilerinin de etkisiyle batı-eksenli liberal iktisat politikalarına eklemlenen Türkiye, 2000’li yılların başında (yani AK Parti’li yıllar öncesinde) devletin ekonomi içerisinde gerek regüle edici gerekse doğrudan mal ve hizmet üretimine katılmak suretiyle yer bulduğu karma bir ekonomik yapıya sahip orta gelirli bir ülke görünümündedir.
 
Benzer şekilde, Avrupa’ya komşu sayılabilecek coğrafi konumunun da sağladığı avantajlar sayesinde, bölge ülkelerine nispeten ekonomide üretimin yapısını çeşitlendirmiş olan Tunus ise Yasemin Devrimi öncesinde liberal iktisat politikalarına eklemlenmeye çalışan karma bir ekonomik yapıya sahip ve fakat ekonomik aktivite ile baş başa giden çoğulcu siyasal kurumları henüz olgunlaşmamış düşük gelirli ülke statüsünde yer almakta idi.
 
AK Parti’li yıllar ile birlikte, belirli bir süre politik ortamın dinginleşmesi beklendiyse de, verimsiz tarım sektöründe yapısal değişimin gerçekleştirilmesi, genel kamu kesimi dengesinin sağlanması ve kamu borç stokunun yönetilebilir bir yapıya kavuşturulması, finansal piyasalarda derinliğin ve genişliğinin arttırılması ile yabancı sermaye yatırımlarını teşvik edecek siyasal güven ortamının tesis edilmesi gibi birçok dönüşüm hamlesi gerçekleşmiş ve daha da önemlisi bu reformlar yerleşik hale gelerek, ülke sürdürülebilir bir iktisadi yapıya kavuşturulmuştur.
 
Modern bir siyasal yapı olarak teşekkülünden Yasemin Devrimi’ne kadar sadece iki kişi tarafından yönetilen Tunus’ta 2011 yılından bu yana siyasal çalkantılar devam etmekte ve çok sayıda yönetim değişikliği yaşanmakta olup, henüz siyasal meşruiyet arayışlarına çözüm üretilip, iç ve dış ekonomik aktörler açısından iktisadi aktiviteyi cezbedecek siyasal istikrar ortamı istenildiği/beklenildiği ölçüde tesis edilebilmiş değildir. Bu bağlamda, sivil özgürlüklerin genişletilmesi yönünde muhtelif adımlar söz konusu ise de devrim sonrası oluşan otorite boşluğu ve/veya güvenlik zafiyetinin doğurduğu ortamda meydana gelen siyasal kaynaklı münferit ya da kitlesel şiddet olayları nedeniyle toplumsal huzursuzluğun genel seviyesi kritik bir noktaya evrilmiş ve bu durum zaten yapısal sorunlar barındıran ekonomik yapının daha da karmaşık problemlerle karşı karşıya kalmasına sebebiyet vermiştir.
 
Sonuç olarak, dini yapı olarak tamamına yakını Müslüman olan ve fakat “laik devlet” söyleminin etkisiyle politik alanda siyasal İslam’ın genel olarak bastırıldığı Türkiye’de yönetimi elde eden muhafazakâr orijinli AK Parti sivil özgürlüklere vurgu yapmak, çoğulcu ve katılımcı siyasal değerleri yükseltmek ile dışa açık piyasa ekonomisi uygulamalarını esas almak suretiyle ekonomik dönüşümü siyasal istikrar ile desteklemekte iken; henüz politik arenadaki anlaşmazlıklar ile boğuşan Tunus’ta sürdürülebilir bir reform ajandasının ortaya konulamadığı görülmektedir.

Saygın, Emre ve Tahsin Yamak (2017). Türkiye ve Tunus'ta İktisadi Dönüşüm: AK Parti Sonrası ve Yasemin Devrimi Ertesinin Karşılaştırılmalı Analizi, Uluslararası Kuzey Afrika, Türkiye ve İran'da Süreklilik ve Değişim Sempozyumu, Ankara, 20-22 Nisan 2017.

X